Skip Navigation Links
Anasayfa
Radyo
Şair/Ses
Şiirler
Sesli Sözlük
Kayıt/Montaj
Seslendirme
Cıngıllar
Duyuru
İletişim
Skip Navigation Links
Günün Yıldızı
Haftanın YıldızlarıExpand Haftanın Yıldızları
Ünlülerden
Antolojimiz 2013
Bizden Biri
Makaleler
Etkinlikler
Video Şiirler
Anonsmatik
İngilizce Şiir
E-Posta/Kullancı Adı Şifreniz
 
 
   
 
Haftanın Şiirleri
1.
2.
3.
4.
5.
ŞAİRLER YILDIZLI
Son Eklenen Metin Şiirler
Vj Bülent | Gürkan Beşer | Düet Şiir
HANGİ SUÇUN CEZASI..?
MEHMET NALBANT İMZA VE RADYO SEMİNERİ
SENİ SANA TERKEDİYORUM
Aktif : 87
Bugün :   2078
Toplam : 11748847
Toplam Üye: 5936
IP :   54.80.113.118
Başlangıç: 1 Mart 2011
 
 
 
Player yükleniyor...
Diğer Seslendirmeler
 
Aşk fırtınası..
Gülümse sevdiğim,
Sadece gülümse
Bir şeyleri değiştirme çabasındaydım
İsteğim yazgının kirli,
Kara yazılarını biraz renklendirmekti
Olmadı.

Eskiden kendime sözüm geçerdi,
Şimdi kimseye anlatamadığım gibi,
Kendime de geçmez oldu
Ruhumun dümeni kırıldı,
Serseri bir gemi oldum.

Sen
Yaşamımı az da olsa renklendiriyordun
İyi biriydin
Aklın başındaydı
Ama şimdi aşk denen fırtınaya kapıldın
Gittin sadece bana aydan gülümsüyorsun
Ama sen yinede gülümse
Ancak o zaman siyahlar olur kırmızı.

Sami Arlan..


ihlamurlaraltinda58

Mesaj Gönder Arkadaş Ekle Favori Kişi Mail Gönder Bildir Şikayet Et Engelle
''Bugün bu ayrılığın tam üçüncü senesi''
İnan mıh gibi çaktın, ''bak'' bin-doksan-beş günü
Şu yüreğim sen derken kalmadı hiç hanesi
Unuttum sanma sakın, ne dünü, ne bugünü
Cehennem gibi yıllar geçti mi sanıyorsun
Harap ettin ömrümü kaldı mı banıyorsun...


Ben mutsuz olacağım bir hayat istemedim
Bu nasıl bir kadermiş alnıma seni yazmış
Yüreğime kurşunu gel de dayat demedim
''Can'' dedim çıktı yılan, hep mezarımı kazmış
Sırtını dönüp gittin nefes alsam ne yazar
Kaç defa af dilendim işittim senden azar...


Aşk denilen bu illet, neden canımı yakar
Ey hayat! yetmedi mi, verdiğin bunca elem
Bir beni mi buldun be! ömrüme zehrin akar
Senden sonra yâr vurdu, daha ne yazsın kalem
Şu fâni dünya var ya! yaşarken bana dar mı?
Yaşarken öldüğümden onun haberi var mı..?


Sen kendi ellerinle söküp aldın canımı
Azrail'e ne gerek ölmüşüm sayende ben
Hata ettim sevmekle geldin içtin kanımı
Ne bıraktın ki bana olamadın sen de can
Hazan oldu geceler yüreğimi savurdu
Kahır verdi yaşarken dinmeden hep kavurdu...


Polat Tek
KARALAMA ŞİİRLER...13:40 / 15:45
25.10.2014
BU GÜN AYRILIĞIMIZIN 3'CÜ YILI TAM 1095 GÜN DİLE KOLAY...
SEN UNUTMUŞ OLABİLİRSİN AMA BEN HİÇ UNUTMADIM...
...
Bazen Aşk Gider...
Günler geçer ardından, aylar ve hatta yıllar..
İnsanlar büyür, insanlar yaşlanır, insanlar ölür..
Anılar eskir, hatıralar eskir, eşyalar eskir..
Mevsimler geçer, ağaçlar kurur..
Seven yanar, sevilen unutur..

Bazen Aşk Gider...
Sabahlar geçer ardından, geceler biter..
Şehirler değişir, hayat akıp gider aşkın peşinden..
Sen terk edildiğin yerde mıhlanır sayarsın..
Yüreğindedir artık kabuklu yaraların..
Kaşıdıkça söker durursun kabuklarını..

Bazen Aşk Gider...
Birgün, bir gecede değişir ömrün...
Hayatını aydınlatan ışığın söner...
Yollar değişir, caddeler değişir..
İçinde durmasını istediğin isyanlar sessizleşir..
Kendi suratına pis pis, güler yüzün..

Bazen Aşk Gider...
Yanında koparır götürür hatıraları..
Küçük bir bavula sığdırılır, ömrün..
Hiç çalmayacak telefonu beklersin..
Hiç duymayacağın sesi özlersin..
Asılı kalırsın zaman'ın ardında..

Bazen Aşk Gider...
İçinde durmayan acı, körükler yangınını..
Susuzluğun dinmez, giden sevdaya..
Tuzu değer dudaklarına, gözyaşlarının..
Kırgın katılmalar çöreklenir gırtlağına...
Yumup sımsıkı gözlerini, ağlarsın yokluğuna..

Bazen Aşk Gider...
Göğsündeki Yürekten toplar anılarını..
Elin varmaya, varmaya boşaltırsın dolabı...
Bir boşlukta unutulmuş kalırsın...
Rafa kaldırırsın, kırık parçalarını...
Gömersin aşk uğruna fedakarlıklarını..

Bazen Aşk Gider...
Adresi değişir evinin, sesinin tonu değişir..
Yediğin Yemeğin tadı değişir...
Uykulara yattığın yatağın, görmek istediğin rüyalar değişir..
İçtiğin çay bile sıkar canını..
Üfürdüğün sigarada can çekişir solukların...

Bazen Aşk Gider...
Çarmıha gerilmiştir taşıdığın ruh..
İncinmiştir bedeninde taşıdığın yürek..
Uykuya teslim olmak ister benliğin..
Dilsiz, yenik boyun bükersin boyunduruğuna...
Kendi içinde hapisler yaratırsın ruhunda..

Bazen Aşk Gider...
Günler, aylar ve yıllar geçer ardından...
İnsanlar büyür, insanlar yaşlanır ve insanlar ölür...
Sonra zaman geçer apansızca...
Ve anlarsın ki, kuralını kimsenin bilmediği..
Bir oyundan kovulmuşsundur...

Bazen Aşk Gider......!


25/10/2014
...
Yine güneş doğdu,

Her doğan güneş ile birlikte bir umut daha tükeniyor nefes alan şu bedenımde

Hasretse çoğalıyor….

Yüreğimde kasırga öncesi sessizliği
Gönül koyuyorum tekmil sevdalara
Üşümek için alaca karanlığında güneşin
Bilmediğim saatinde uyanıyorum,aniden

Buram buram çaresizlik ve öfke kokuyor hislerim
Aslında bu ben değilim
Bir başka yüzü ile tanışıyorum ruhumun.
Bu ben değilim…

Gönül diyor ki düş yollara saç sakal birbirine karışmış
Gözlerde geçmişten kalan nem
ve sırtımda görünmeyen bir yük ile
Yeni umutların peşine düş

Kapı kapı dolaş,aşk dile,huzur iste,mutluluk ara..

Bak gör diyor içimdeki ses
Bir kapı ardında bekliyor seni aşk

O kurtaracak seni arkadaş
Alaca karanlıktan alıp çıkaracak bir sevdaya….
Sen yeter ki düş yollara

Bekleme gözlerinin dolmasıyla her tükenen umudunun bitmesini
bir gün son bulmasını bekleme
Bekleme kasırgaların en şiddetlisinin esmesini
Gönül koyma öyle, tek gecelik sevdalara,öfkelere
Bırak,bırak düş yollara…

Uzak dur artık kırmızının en acımasızın dan
Düş yollara!



Oysaki aynadaki yüze baktığımda içimdeki seslerin söyledikleri bana düşman caymışcasına,

Düşünme ,kurma geleceğin toz pembesinin hayalini

Hayat denen bu fitratta yanılmak da var başarmakta

Taki en sevdiği şeydir hayatın insanları yanıltması .
Gün geçtikçe öfken birikiyor
İçindeki sesler artık diyalog halindeler
Biri “düş yollara” diyor ,bir diğeri sakin gitme-aldanma diyor…
Sonra tekrar bir karamsarlık başlıyor…
Hayatındaki her şeyin boşluğa doğru sürüklendiğini düşünüyorsun…
İçindeki sesin bile kararsızlığına duymaktan bile yavaş yavaş tükendiğini hissediyorsun
Belki gece şehrin yollarına vurursun kendini
Belki sigara sararsın
Belki de başka bir şeye….

Hayatına girip çıkan insanların,
Boş ver üzülme gibi boş laflar kullanan insanların aslında ne kadar boş olduklarının farkına varıyorsun
En yakınından belkide kendi kendinden uzaklaşıyorsun..
Herkesten hatta kendinden -gizlemeye çalışsan bile Tükeniyorsun!

Dışarıya yansıtmak için uğraştığın “ben iyiyim “imajı ve yalancı gülümsemeler seni içten içe bitiriyor..
Biri gelse şöyle çıksa karşına düzeleceksin gibi geliyor
Ama diğer yanın hep yenilgileri hatırlatıyor..

Aslında yapman gereken şey çok kolay, gönlünün sesine kulak ver..!
Ne giden geri gelir nede kalan eskisi gibi bekler…
Hayat devam ediyor…
Sadece daha fazla hissizleşmeden
Düş yollara…

Şiir:Gürkan Beşer

Yorum:Vj Bülent | Gürkan Beşer
...
Karanlığı en uzun gece
Buradan göçtü yar
Başı dik

Biliyorum aklında
Günahlarımız var
Bende bıraktığı aşk

Yaşadığım yıllar
Tattığım günahlar kadar
Çok sevdim seni

Geceleri tutar mı seni karanlık
Gün doğunca açar mı hala çiçeklerin
Yoksa sende batar mısın güneş gibi
Aşka doymadan

Her damla su
Her acı yas kaldı içimizde
Aşk siz olmalısınız
Sizi ölesiye sevmiştim.

Aşk içseldir, yaşanır
Her batan gün gibi
Ölümse gerçektir
Elle tutulmaz
Duygular gibi

Sen batan gün mü
Aşk mı
Ölüm müsün
Şiir gibi...

Sami Arlan..

...
Lütfen kızma bana seviyom seni
Sen benim her daim prensesimsin
Aşık oldum sana üzemem seni
Sen benim her daim prensesimsin

Güller menekşeler ne ki yanında?
Sen benim her daim prensesimsin
Dolaşıp durursun benim kanımda
Sen benim her daim prensesimsin

Sevgin karşısında bu can kavruldu
Sen benim her daim prensesimsin
Gözyaşım rüzgarla yere savruldu
Sen benim her daim prensesimsin

Gözlerine baktım iflah olamam
Sensiz şu yarama derman bulamam
Yaksan da içimi mutsuz olamam
Sen benim her daim prensesimsin

Beni böyle her gün üzsen de bile
Bağlısın kalbime hem de bu dile
Seni görmezsem ay yıl olur çile
Sen benim her daim prensesimsin

Söylediğin sözler halen kulakta
Perişan yüreğim sensiz tuzakta
Şair Aksoy ise senden uzakta
Sen benim her daim prensesimsin
...
Heves bırakmadın inan içimde
Yalnızlığı bırak sevgini göster
Yanma hiçbir zaman ateş biçimde
Yalnızlığı bırak sevgini göster

El alemin bakma yalan sözüne
Yanlış yolda gitme yürü düzüne
Başka maske takma kendi yüzüne
Susmayı bırak da sevgini göster

Aşkından yorulmuş gönlüme değme
Bilirsin ki adın yürekte döğme
Eğdirme başımı sende hiç eğme
Oturmayı bırak sevgini göster

Ele bak neşeli mutlu gezerken
Ben bize ağlarım sende üzerken
Yokluğunla bana mezar kazarken
Öldürmeyi bırak sevgini göster

...

Ne olurdu sanki....
Eylülün,şu son demlerinde,
Bir gün batımında,
Sahilde...
Yine o salaş kafede,
Bir bardak çay içebilseydim.
Ince belli o bardakla...
Hani şöyle..demlimi demli..
Derlerya...
Tavşan kanı gibi..!
Işte öyle.....
Sarsaydim sonra, o ince belini,
Avucumda hissetseydim sıcaklığını.
Şöyle bir yaslanıpta arkama,
Seyretseydim,doya doya

Seyretseydim..
O engin maviliklerin,
Ufukta.
Kucak açıp,kollarına alışını,
Gökyüzünde gelinliklerini giymiş,beyaz bulutları..!

Vede....
Düşerken denize o kızgın güneşi ...
Ateşe verişini seyretseydim,
Bulutlarla sevişen,engin mavilikleri..!
...

Ya elveda şarkısı ya kuru bir hoşçakal;
Duyunca dişlerimi sıkmasını öğrendim…
Gözlerinin içine baka baka hiç yoktan;
Keyfe keder bir canı yakmasını öğrendim…

Vuslatına beş kala sözünde durmayınca;
Tek satırlık selama, kalemi yormayınca;
Hani canım dediğin arayıp, sormayınca;
Zıvanadan, çileden çıkmasını öğrendim…

Öğretmenin beş yıldız dersler yirmidört ayar;
Çiçek olsa dalında inan açmaktan cayar;
İkmaline kaldıysam insan teneffüs koyar;
Gülmeyen gözlerimden akmasını öğrendim…

Şimdi sessiz sedasız taşıdığım bu yara;
Taş kesilen kalbimin ustasına iftira;
Hayalimde gizlenen resmine ara sıra;
“Lanet Olsun” diyerek bakmasını öğrendim…

Bana olmayan hayrım kimselere dokunmaz;
Gözlerin bir ondörtlü baktığında sakınmaz;
Ayrılıktan ölenin selası da okunmaz;
Cinnetimle dünyamı yıkmasını öğrendim;

Teselli makamıyla harcanan sözden değil;
Koca şehri ıslatan şu nemli gözden değil;
Yalnızca aynalarda gördüğüm yüzden değil;
Taşıdığım bu candan bıkmasını öğrendim…

Ali ALTINLI – 24/10/2014
Saat: 21:29

...
Tutuşturdun elime gözyaşından kalemi
Sönmüyor yüreğimde bu sevdanın elemi
Hiç'birşey bitirmiyor hasret denen çilemi
,,,Bana yaşattıkların hangi suçun cezası ?
,,,Seni hiç sevmeseydim yaşarmıydım bunları ?

Gezdiğin yollarında azıp beliriyorum
Öyle anlarım var'ki kızıp deliriyorum
Ben'de sanıyordum ki sen'de seviliyorum
,,,Bana yaşattıkların hangi suçun cezası ?
,,,Seni hiç sevmeseydim yaşarmıydım bunları ?

Yad ellerde çaresiz katlanmaya çalıştım
Çünkü sen'den gizledim unutmaya alıştım
Beni böyle üzmenin söyle alemi neydi ?
,,,Bana yaşattıkların hangi suçun cezası ?
,,,Seni hiç sevmeseydim yaşarmıydım bunları ?

Ettiğin bu zulüm'ler daha ne zaman biter ?
Sen'de insanlık yok'mu bunca çektiğim yeter ?
Bir insan bu kadarda olur'mu hiç umarsız
,,,Bana yaşattıkların hangi suçun cezası ?
,,,Seni hiç sevmeseydim yaşarmıydım bunları ?

Bilmem'ki ölürmüydün mutlu günü göstersen
Daha çekemiyorum öldür beni istersen
Bu kadar'da duyarsız olma Allah aşkına
,,,Bana yaşattıkların hangi suçun cezası ?
,,,Seni hiç sevmeseydim yaşarmıydım bunları ?

Durak YİĞİT
Gönüllerin Şairi
KOCAELİ
...
Yaren kardeş diye canımı verdim,
Arkadan yarama vurmazlar derdim,
Saldığın haberle çarmıha gerdin,
,,,Dilerim Allahtan beter olasın,
,,,Dostta güven yokmuş yazıklar olsun,

Çağlayan ırmaklar akar'ken düze ,
Mutluluk yaşmağı takardı yüze,
San'ki melek gibi bakardı göze,
,,,Oturduğun yerde saçın yolasın
,,,Dostta güven yokmuş yazıklar olsun.

Fazla havanlanma düşersin göle
Bir gün olur sende düşersin dile
Çekilmez sancısı düşersin ele,
,,,Sen'de açılmadan dalda solasın
,,,Dostta güven yokmuş yazıklar olsun .

Kılıktan kılığa giresin gelir,
Girdiğin kapıdan ölesin gelir,
Coşan yüreğini delesin gelir,
,,,Bilinmez dertlerle gam'la dolasın
,,,Dostta güven yokmuş yazıklar olsun

Ne değerim varmış ne de hatırım ,
Dost dediğim dost'lar kanlı satırım
Gülşen'im çok yaptı derde yatırım ,
,,,Bana ne yaptınsa sen'de bulasın
,,,Dostta güven yokmuş yazıklar olsun.

Gülşen Sarıoğlu
Güzgülü
22.10.2014 İzmir

...
Sen ki; terk edip de gittin ya! beni
Sorarım herkese vefasız seni
Bağrıma taş koyup gittin mi yani!
Zaten mutluluğu hiç sermedin ki
Kurak geçer ömrüm hiç sormadın ki...


Seni ne çok sevdim, sen ki bilmedin
Gözümden akıyor yaşlar silmedin
Ölmüşüm kalmışım çıkıp gelmedin
Dinmeyen yaramı hiç görmedin ki
Kurak geçer ömrüm hiç sormadın ki...


Hasret nöbetleri canımı yaktı
Beni gören deli sanıp da baktı
Felek bile güldü tokadı çaktı
Kavuşma hayali hiç kurmadın ki
Kurak geçer ömrüm hiç sormadın ki...


Hani seviyordun gitmek olur mu
Sırtımı dönünce itmek olur mu
Öyle habersizce yitmek olur mu
Canımı verdim de hiç durmadın ki
Kurak geçer ömrüm hiç sormadın ki...


Dermansız yaralar belimi büktü
O bitmez geceler kederi döktü
Yine sensizliğe karanlık çöktü
Yalnız kaldım aklın hiç yormadın ki
Kurak geçer ömrüm hiç sormadın ki...


Bağrımda közün var bil ki yanarım
Yokluğun çok acı hepten kanarım
Sensiz geçen her gün derdi banarım
Gurbet ellerdeyim hiç varmadın ki
Kurak geçer ömrüm hiç sormadın ki...


Yaşadım mı sandın canımı aldın
Şu damarda akan kanımı aldın
Yetmedi dünyamı hanımı aldın
Biraz olsun huzur hiç vermedin ki
Kurak geçer ömrüm hiç sormadın ki...


Şu fâni dünyada ağlayan oldum
Çok kereler vurdun derdinle doldum
Ben ki günden güne eriyip soldum
Ölmüşüm kefeni hiç sarmadın ki
Kurak geçer ömrüm hiç sormadın ki...


Polat Tek
24.10.2014
KARALAMA ŞİİRLER...
13:20 / 15:10
...

Sensiz şu yüreğim dağda bir duman
Güzel günlerimiz söyle ne zaman?
Yalnız kaldım artık halimse yaman
Güzel günlerimiz söyle ne zaman?

Seninle beraber gezip dolaştık
Kavuşacağımız gün yıl ne zaman?
Dertli şarkılarla biz hep ağlaştık
Güleceğimiz an saat ne zaman?

Pencereden bana el sallardın hep
Buluşacağımız yıl gün ne zaman?
Karanlıkta kaldım efkarlıyım hep
Yaramı saracak yıl, gün ne zaman?

Neredesin söyle cevap ver bana?
Şiirler yazmıştım sadece sana
Acımadın sensiz geçen zamana
Görüşeceğimiz saat, gün ne zaman?

Tek başına nasıl verdin sen karar?
Şair Aksoy seni durmadan arar
Derbeder gönlümü hüzünler sarar
Geri döneceğin zaman ne zaman?

...

Bir gün terk edersen çaresiz beni
Beddua da etmem dua da etmem
Gün gelirde eğer sormazsan beni
Beddua da etmem dua da etmem

Hislerime zarar verirsen eğer
Beddua da etmem dua da etmem
Benden başkasına verirsen değer
Beddua da etmem dua da etmem

İstediğin yere gidebilirsin
İstediğin kimse sevebilirsin
Beni yalnızlığa itebilir sin
Beddua da etmem dua da etmem

Şair Aksoy’um ben boynumu büktüm
Dilimden adını, adını söktüm
Issız bir köşede oturup çöktüm
Beddua da etmem dua da etmem

...
Yaşamak ne demek can içinde can,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…
Herkesin elinde değil mi ferman,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Düşte gel yollara uğra bir ara,
Çamlıca tarafı güzel manzara,
Dikme’nin yelinde saçını tara,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Dikme konağının taşları sarı,
Devriye geziyor jandarmaları,
Rüzgârgülleri var az çık yukarı,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Su deposu yüksek yerdedir eser,
Avlağa’da rüzgâr nefesin keser,
Tandırda anneler bazlama düzer,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Karaköy bir başka çalışır durur,
Muhtarı ha bire yolunu sorur,
Her işi yaptırır bir yolun bulur,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Kuzuoluk gerçek kuzusu bekler,
Yol kenarlarında açar çiçekler,
Bir hayat sevinci börtü böcekler,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Sazak’ta insanın gözleri güler,
Bu sevgi oldukça seni kim böler,
Yüreğini götür ellerine ver,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Süleymanfakılı bir küçücük yer,
Her taraf her yöne yolum olsun der,
İmkânın var ise önlerine ser,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Taşhan dedik sanma kalbi de taştan,
Paylaşır herkesle yediği aştan,
Saygısı sevgisi kavim kardaştan,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Denizovası’nda birkaç ev durur,
Muhtar kışın Develi’de oturur,
Hastası eksik olmaz yolu açılır,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Ulupınar orman içinde bir hoş,
Unut dertlerini haydi durma koş,
Hacer Ormanı’nda kendine gel coş,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Kapuzbaşı sular yüksekten akar,
Toprağı çiçeği bir başka kokar,
Biraz da kuraktır sıcağı yakar,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Şelale bir değil tam yedi tane,
Her biri bir başka hepsi şahane,
Yolu da çok güzel etme bahane,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Veda et denize, köşke, yalıya,
Duygular resmolmuş sanki halıya,
Gözlerinle gör gel de Yahyalı’ya,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Horozpınar o da Allah’ın kulu,
Köy Kenarı yiğit kahraman dolu,
Bu sene yapılır inşallah yolu,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Orada bir köy var Balcı’dır adı,
Güzeldir gerçekten balının tadı,
Mustafa nedense çoğunun adı,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Burhaniye sever ikram izzeti,
Ekmeği aşında olur lezzeti,
Üstünden eksilmez hiç bereketi,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Büyükçakır tepede bir tek taş gibi,
İsteği sınırsız görünmez dibi,
Güney Şelalenin sanki sahibi,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Çavdaruşağı’nın köprüsü Sırat,
Cesaretin yoksa bir iki tur at,
İmamevi, lojman onların murat,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Yol kenarı baraj, ağaç, ormanlık,,
Görünür Yeşilköy sonra Çağlalık,,
Çok kibar köylüsü yapmaz kabalık,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Derlermiş yiğidin hasına deli,
Aliuşağı’nı gelip görmeli,
Güler yüzlü köylü hem tatlı dili,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Sanma ki ceketin ardından gider,
Ağcaşar her zaman doğruyu söyler,
Gelse de Kıyamet bir fidan diker,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Senirköy yolun sağı solunda,
Bir şehit babası kırık dalında,
Kaymakam tutunmuş durur kolunda,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Kanal açar boru ister hiç durmaz,
Hizmet için gezer tozar oturmaz,
Çubuklu bulunur yolu sorulmaz,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Yuları kamera ile izlenir,
Hırlısı hırsızı her an gözlenir,
Memleket değil mi tabii özlenir,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

İlyaslı muhtarlık bahçesi yeşil,
Kendini hiç sıkma evindesin bil,
Hoş sohbet ye, iç, gül, yeniden diril,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Mustafabeyli’de adamın hası,
Çok da güzel olur yenir elması,
Az bile dedim ben vardır dahası,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Okulun bahçesi çocukla dolu,
Ayçiçek tarlası Kopçu’nun yolu,
Minareyi yapan Allah’ın kulu,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Kocahacılı’dır duralım biraz,
Yol üstü yenilir çok tatlı kiraz,
Geçip gitmek olmaz uğra sen her yaz,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Yerköy muhtarlığın arkası çardak,,
Çayı hiç kesmez iç on beş bardak,,
Gözleri gülüyor yürekleri ak,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Kirazlı’nın yolu bağ bahçe ve dar,
Köyünden de güzel insanları var,
Gör Konyayı fakat orda kıl karar,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Derebağ Çağlayan sular savrulur,
Muhtarın yerinde etler kavrulur,
Muhabbet, hoş sohbet ehlini bulur,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Ulu Camiinde ezanlar yanık,
Yahya Gazi canlı sanki uyanık,
Hacı Hasan Hoca halkına tanık,
Kayseri bir inci Yahyalı mercan…

Burhan KALE
...
“Kalmadı dalımda yaprağım, gülüm;
Baharı beklerken kış geldi yine…
Bakışın bir ateş, yokluğun ölüm;
Baharı beklerken kış geldi yine…

Dostum dedim durdum dostum değilmiş,
Bir bana dik durmuş ele eğilmiş,
Sadece kendinin gözyaşı silmiş,
Baharı beklerken kış geldi yine…

Kimden umardım da kime güvendim,
Kendime yenildim herkesi yendim…
El pençe durdular ben bana sandım,
Baharı beklerken kış geldi yine…

Ye kürküm ye zaman o güne gelmiş,
Herkes beni değil kürkümü bilmiş…
Yükseldim sandığım düştüğüm selmiş,
Baharı beklerken kış geldi yine…

Etme bulma dünya derler duyardım,
Yine de sadece nefse uyardım…
Sultan olacağım günü sayardım,
Baharı beklerken kış geldi yine…

Benden adam olmaz bilirim ben de,
Yine alacağım kalmasın sende…
Umudum içime attığım kinde,
Baharı beklerken kış geldi yine…”

Burhan Kale
...
Kimi zaman bir ismin öteki adı
Kimi zaman yaşama sebebiniz
Kimi zaman kaderiniz
Sen bilir misin?
Birinin gözlerine her baktığında
O sevgiyi iliklerine kadar hissetmeyi
Gözlerinde kaybolmayı,
Ya o sana baktığında içinin titrediğini
Kalp atışlarının sayısız darbesini
Hissedebilir misin?

Hissedebilir misin?
Kalbini, kulaklarında, ağzında
Tüm bedeninde hissetmeyi bilir misin?
Âşık olmayı bilir misin?
Onun elini tuttuğunda
Soluğunun kesildiğini hissedebilir misin?
Teni sana değdiğinde
Midenin allak bullak olmasını
Ayakta duramamayı
Hissedemezsin biliyorum
Hissetmeyeceksin, ne diyeyim ki ben sana.

Şimdi başka bir adam ile evleneceksin
Bana söylediğin her söz anlamsız
Bense biçare, pecmude
Samca sapan insanlarda aşkı arıyorum
Ne oldu bomboş hayatlarda kayboldum
Tıpkı senin dediğin gibi, dinlemedim seni
Uzak durmadım kimseden.

İçimi saran bu şeyi unutmuştum sanıyordum
Küçük bir an bile seni geri getirebiliyor
Dört sene sonra bile
Şimdi sen iyi bir koca
İyi bir anne olacaksın biliyorum
Çok ama çok mutlu ol, ağlıyorum
Seni meğer ne çok seviyorum.

Sami Arlan..

...
Sevmek bile yetmedi, ömrümü hepten yedi
Zehir kattı kanıma, içti yine doymadı...
''Çok seviyorsan eğer; sök kalbini ver'' dedi
Kana-kana içerken, biçti yine doymadı...(19:15)


Zehir zemberek sözle, hep canımı acıttı
''Seviyorum'' dedikçe; sebep yokken incitti
Yerden yere savurdu, kör kuyulara itti
Hayatımı mahvetti, ''yapma'' dedim, duymadı...


Pişman olup gelse de sarmaz şu yaraları
Gündüzler olur gece bağlarım karaları
Sen ki; yaşarken vurdun, anladım sonraları...
Ömrüm ölmekle geçti, kaç kez öldüm saymadı...


Her günüm kahır dolu coşup bana akmadın
Gönlüm seni ararken bir kez dönüp bakmadın
Sen gününü gün ettin hiç kafana takmadın
Canımdan canı verdim aşkın bana uymadı...


Uyku tutmadı yine kalktım sigara yaktım
Nefes-nefes çekerken resmine kurşun çaktım
Gözümden akarken yaş, sana öy-le-ce baktım
Şu karanlık dünyama hiç yıldızın kaymadı...


Dünya denen bu handa inan yüzüm gülmedi
Sıra-sıra derdimi tabip bile bilmedi
Gece gündüz ağladım kimse gelip silmedi
Ne kötü kadermiş be! yolundan hiç caymadı...(21:20)


Polat Tek
23.10.2014
KARALAMA ŞİİRLER...
Şiir gideceği adresi bilir
biliyorum ki bunu da okuyacaksın...
...


Elinden bir şey geliyorsa uzan, tut ellerimi
Götür benden ırak bir yere koy parmaklarımı
İstersen yanı başında dursun
İstersen bir kalem tutuştur iki parmağımın arasına
Senin için bir şeyler yazsın hatıra defterinin son sayfasına...

Eğer bir gün,
Mavi bir dünyada yaşamayı geçirirsem aklımdan
Gelir alırım o zaman ellerimi senden
Çıkarırım parmaklarımı sayfaların arasından...

Alnımın ateşine, yüreğimin sancısına aldırmam
Kalın bir çizgi çizerim karanlıkların üstüne
Olmadı, sayfalar arasında unutulan
Kuru bir çiçek gibi bulunmayı beklerim!

Elimden bir şey gelse, derim sana:
Bırak ellerin bende kalsın
Avuçlarım ellerinle yansın...
Gözlerimin kıyısından martılar havalansın
Mavi kanatlı göçmen kuşlar bu şehirde kalsın...

Ama elimden bir şey gelmiyor
Bahara ertelendi bütün uçuşlar
Ağaçlarda yaprak kalmadı, hazan ağırlaştı
Son parlayışı, göğünü son aydınlatışıydı yıldızların
Muhacirlik başladı, dünya grileşti
Bu yüzden gönlümün yamacına gölgeler yerleşti
Senin için büyüttüğüm güzellikler
Yaşattığım bu şehir
Ve dört mevsimi sığdırdığım bu kalp
Ne çare ki, değişti!..

Bu şehir de, bu kalp de artık bir virane!...

Bu yüzden,
Geceler gözlerimde büyüdükçe büyüyor
Siliniyor anılar yastığımdan, yorganımdan
Ne varsa bu yalan dünyada, boşa kürek çekiyoruz
Dalgalar devrildikçe çırpınıp duruyoruz
Bu kadar ucuza giderken insan canı
Yaşamak için yeri-göğü inletiyoruz
Hem ölüyor, hem öldürüyoruz
Kötülükler içinde kaybolup gidiyoruz
Elinden bir şey geliyorsa
Hadi, uzan tut ellerimi!..

ANKARA/3 Ekim 2014
Rukiye Çelik

...
Sokaklarda yine tek başımayım
Seni seven kalbim sende sır kalsın
Ne yapsam bilemem, nasıl yaşayım
Perişan gözlerim sende sır kalsın

Arı kovanında bulunan baldım
Kendimi gidilmez yollara saldım
Ağlaya sızlaya kapını çaldım
Sitemkar sözlerim sende sır kalsın

Kör hasreti verdin, aklımı aldın
İflah olmaz kalbi bir tek sen çaldın
Her şeyi kaybettim bir tek sen kaldın
Bu yıkık eserim sende sır kalsın

...
Ellerim üşüyor ellerin yokken
Bırakıp gitme yar kalsan masada
Beni de öldüren çileler çokken
Bırakıp gitme yar kalsan masada

İçip sarhoş olsam yanma kahrımdan
Bırakıp gitme yar kalsan masada
Ben kötü biriysem kime ne bundan
Bırakıp gitme yar kalsan masada

Çile mevsimim dert olurken bana
Sitemler edemem ne etsem sana
Masadan kalkmakla kıydırma cana
Bırakıp gitme yar kalsan masada

Her gün ağlar durur yorgun gözlerim
Hasretin yakarken seni özlerim
Bırakıp gittin diye öksüz sözlerim
Bırakıp gitme yar kalsan masada

Ateşten de beter çilem de yandım
Ben sensiz sarhoştum yanımda sandım
Sensiz yaşadıkça candan usandım
Bırakıp gitme yar kalsan masada

Bir lafın belini kıralım senle
Kadehi kadehle vuralım senle
Şerefe diyerek içelim senle
Bırakıp gitme yar kalsan masada

Sözüm dinlemez de eğer gidersen
Beni Mecnun, Ferhat, Kerem edersen
Gün gelir ben gibi hesap ödersen
Ah öldürme yar kalsan masada

...
Bunca kahır bunca çile,
Yetmedi mi yetmedi mi?
Döndük toza,döndük küle,
Yetmedi mi yetmedi mi?
Lütfi YILDIZ(OTRAR)
...
Belki yalancınım sana göre
Yabancının biriyim ama dinle
Hayatımda sadece evet sadece
Senin gözlerine baktığımda aşkı gördüm.

Bir tek senin gözlerinde ölmek
Yaşamanın ne demek olduğunu anladım
Sadece sende tattım mutluluğu, özlemi,
Ne kadar kaçsan da benden,
Gözlerini kaçırsan da gözlerimden
Bile bile, öle öle
Acının en dibine göğüs gererek
Seni çok sevdim, se vi yo rummm
Hiç sevilmediğimi bilerek.

Sami Arlan..

...


Aşığım bu ülkenin toprağına taşına;
Erdi cumhuriyetim, tam doksan bir yaşına.

Yetmiş altı milyonun mayası cumhuriyet;
Temeli demokrasi, hazinesi hürriyet!

Tüm dünya hayran kalır bu heybete, bu güce,
Sakarya kadar coşkun, Erciyes kadar yüce!

Kan ve gözyaşı ile çevriliyken dört yanım,
Yarına umut ile bakıyorsa insanım;

Huzurlu geleceğin ihyâsı cumhuriyet;
Seninle dirilecek bu kadim medeniyet!

Sen ki bozkırlarımda bereketli başaksın;
Taze süt kadar temiz, bir su gibi berraksın!

Bayrağı taşıyacak binlerce gönül eri,
Şairin mürekkebi, çiftçimin alın teri;

Gönderimde al bayrak, minaremde ezansın;
Senle kutlu ülkümüz asırlara uzansın!

Vatan düşmanlarının zihniyetine inat;
Elbet yaşayacaksın, yaşadıkça kâinat!

Halil GÜLŞEN



...
Göksun’dan geçerken durmadan olmaz
Kurala uyalım Bizim Göksun’da.
Dostlara hal hatır sormadan olmaz
Merhaba diyelim Bizim Göksun’da.
__________Gezip dolaşalım Şanlı Maraş’ı,
__________Hacımirza, Kömür’ün sis olur başı.
__________Yağmur, kar çok yağar üşütür kışı
__________Sobayı kayalım Bizim Göksun’da.
Aşarak Tekir'i, Püren belini
Kıvranarak, kıvrım kıvrım yolunu.
Karlıktan seyredip en son halini
Mutluluk duyalım Bizim Göksun'da.
__________Topla gel Çardak’a tarağı tası
__________Özenle yapılır ekmeğin hası.
__________Cirdingiş yemeği, hele elması
__________Beraber yiyelim bizim Göksun’da.
Katık ayranıyla, çiriş böreği
Sıcak çay yanında kete, çöreği
Meydana çıkartıp yiğit yüreği
Güreşe soyalım Bizim Göksun’da.
__________Ericek çileği, Kızılcık suyu
__________Kemalpaşa,Tombak, Karadut köyü
__________Ayrı bir haz verir, düğünü toyu.
__________Sizlerle doyalım Bizim Göksun’da.
Bozhüyük, kavşut’ın hocası çoktur
Fındık, Temurağa, Kınıkkoz toktur
Saraycık, Korkmaz’ın kaygısı yoktur
Yanlıştan cayalım Bizim Göksun’da.
__________Çamurlu, Taşoluk, Değirmendere
__________Kireç, Gölpınar’ı geçtim kaç kere
__________Dağların gölgesi düşmeden yere
__________Köyleri sayalım Bizim Göksun’da.
Mehmet Bey, Kuçüksu balık merkezi,
Tek yürek olarak yapalım gezi.
Türk,ü, Kürt’ü, Lazgi, Çeçen, Çerkezi
Dostluğu yayalım Bizim Göksun’da.
__________Mahir az da olsa dokundun saza
__________Gönlümü daldırdım o kutsal köze
__________Fazla uzatmadan şiire söze
__________Bir nokta koyalım Bizim Göksun'da.

Mahir Başpınar.

________________________________

Göksun: Kahramanmaraş il merkezine 91 km uzaklıkta bulunan bir ilçe. Toplam nüfusu 54.553, yüz ölçümü 1920 km²dir. 1908 yılında Kahramanmaraş iline bağlanmıştır. İlçe belediyesi 1908 yılında kurulmuştur. İlçede toplam 51 köy ve 7 kasaba vardır. İlçenin eski adları: Kokusus, Cocussus, Kokson, Koksen, Köksün, Göksün Orman bölgesinde olduğundan kereste fabrikaları mevcuttur. Batısında Dibek Dağı, kuzeyde Binboğa Dağları yer alır. Başlıca tarım ürünleri buğday, şekerpancarı, fasulye, nohut, elma, üzüm'dür.

Soba kaymak: Soba Yakmak.
Hacımirza, Kömür, Tekir, Çardak, Ericek, Kızılcık, Kemalpaşa, Tombak, Karadut, Bozhüyük, Kavşut, Fındık, Temurağa, Kınıkkoz, Saraycık, Korkmaz, Çamurlu, Taşoluk, Değirmendere,Kireç, Gölpınar, Mehmetbey, Küçüksu: Göksuna bağlı yerleşim yerleri.
Cirdingiş: hamurla yapılan bir yemek.
Çiriş: Zambakgillerden; beyaz çiçekli bir bitkidir. Ülkemizde çiriş bitkisinin genç sürgünleri ve taze yaprakları sebze olarak pişirilip tüketilmektedir.


...
BEN YOLLARI SEN BEKLERSİN DİYE SEVERİM

ÖZLERSEN DÖNERİM

BEN DİYE KAPADIĞINDA GÖZLERİNİ

GÖRMEK İSTEDİĞİN NE VARSA

İŞTE O BENİM .....



İSAK GÜLEÇ ^^ HASRET ŞİİRİMDEN ^^ 2001 ERZURUM
...
Adam çok sevmişti canını verdi
Kadın hep almıştı Azrail gibi...
Adamlık ölmekmiş kefeni sardı
Kadın hep almıştı Azrail gibi...(19:20)


Kadınlar hep haklı, haklı da olsan
Gönül bahçesinde saklı da olsan
Onun ekseninde çarklı da olsan
Kadın hep almıştı Azrail gibi...


Terk edip gitmeler onun zaferi
İpler elinde ya sandı neferi
İblis bile şaştı bu mu seferi
Kadın hep almıştı Azrail gibi...


Yaşamak bu değil haksızlık varsa
Hiç sebep yok iken tatsızlık varsa
Suçun sevmek ise bahtsızlık varsa
Kadın hep almıştı Azrail gibi...


Diz çöküp onlara dünyayı versen
Her gün yeni baştan gülleri sersen
Hiç yaranamazsın aklını gersen
Kadın hep almıştı Azrail gibi...


Polat gün görmedi o kadın bilir
Geçmez ki geceler hayali gelir
Karabasan olur canımı alır
Kadın hep almıştı Azrail gibi...(21:10)


Polat Tek
22:10.2014
KARALAMA ŞİİRLER...
...
Tut, bırakma ellerimi.
Dur, kaçırma gözlerini.
Sesin bir şarkı fısıldasın kulaklarıma.
Tutukluyum yüreğinin yangınlarına.
Atma beni senden uzaklara.
Vurgun yedim sanki yokluğunda.

Nefesim kesiliyor, konuş benimle.
Saatler ayrılık vaktini gösterirken,
Adım adım yürüyorum yalnızlığa.
Başıboş odalar...
Kalbim yerle yeksan...
Sev beni yeniden aşkla.

Muhtacım seninle geçen günlerime.
Aç, susuz yaşıyorum gittin gideli.
Günbegün eriyorum, gör beni.
Benden geçmezdin sen ama,
Gidiyorsun şimdi uzaklara.
Korkuyorum ırak yollardan, dön geri.
Sensiz nasıl tutacağım hayatı,
Duy beni!

MUTAHHARA ARLI ÖZKÖK
...
Dün eski bir videoya baktım da,
Neler olup bitmiş haberimiz yok.
Bir seyri-sefere doğru çıktım da,
Vakit o vakitmiş haberimiz yok.

Film yirmi dört yıllık köyde bir nişan,
Bütün yüzler mutlu, sevinçli, zişan..
Araştırdım şimdi çoğu perişan,
Demde bir kesitmiş haberimiz yok.

Birçoğu vaktinde birer ekoldü,
Her kimi sordumsa gözlerim doldu,
Öldü derken bile gülenler oldu,
Bu kadar basitmiş haberimiz yok.

O kareden düşen bir sürü tanış,
Bazısının adı sanı kalmamış..
Böyle bir şey işte acı aldanış,
Dünya bir ümitmiş haberimiz yok.

O yıl ayrılmışlar Aliyle, Esin,
Evleneceklerdi yüzde yüz kesin,
Kısmeti başkaymış demek herkesin,
Kim kime aitmiş haberimiz yok.

Birbirine hasret beklerken kollar,
Birçok yaren ile ayrılmış yollar,
Dünya telaşesi içinde yıllar,
Bizi bizden etmiş haberimiz yok.

Bozulmasa bile zamanla sağlık,
Derinliğin sonu yine bir sığlık..
İlk nefesle çıkan o acı çığlık,
Ecelle akitmiş haberimiz yok!

YAŞ der; ne sıra var, ne de bir kıdem;
Rahmetli kayınçom, kardeşim, dedem;
Validemden sonra kayınvalidem;
Kimler gelip gitmiş haberimiz yok!

22.10.2014 / Korucuk




Mehmet YAŞ


...
UNUTAMADIM Kİ

Endamlı bakışın halen aklımda
Senle resimleri yırtıp yaktım da
Geçen saatlere dalıp baktım da
Çıkaramadım ki seni bu canda

Sensizlik bana da bir diyetimse
Bilmedin derdimi ben ne ettimse
Ne gece ne gündüz her ne hikmetse
Unutamadım ki seni bir anda.

Unutmak oldukça kolay mı sandın?
Hayata, dostlara çok çok aldandım
Bana değil elin sözüne kandın
Bırakamadım ki seni bir anda


...

Gece geç saatte hep uyanırdı,
Alın teri ile çalışır hamal
Elleri grimsi renge boyanırdı
Ağlardı her gece bu yoksul hamal

Çatısı delik bir evde yaşardı
Akarsular gibi dolup taşardı
Düşleriyle dağı taşı aşardı
Ağlardı her gece bu yoksul hamal

Bir kazak alacak parası yoktu
Karnı kötü yalan sözlere toktu
Yüreğinde derdi kederi çoktu
Ağlardı her gece bu yoksul hamal

Ayakkabısının altı delikti
Yüreği ter temiz dışı çelikti
Yürüdüğü yollar her gün eğikti
Ağlardı her gece bu yoksul hamal

Yatakta değil de yerde yatardı
Kalbi saat gibi küt küt atardı
Pazarda portakal elma satardı
Ağlardı her gece bu yoksul hamal

...
Üç ihtiyar oturmuş bir çeşmenin başında
Selam verdim oturdum kulak verdim sohbete
İkisi hayli geçkin biri normal yaşında
Doğrusu doyulmuyor böylesi muhabbete

İçlerinden birisi ''yahu bu ne iş dedi''
Ellisinde her türden derde griftar oldum
En fazla yetmiş derken yaş oldu seksen yedi
Hep çalıştım didindim yeni emektar oldum

Genç kalmanın sırrını anlattı en dinç olan
Dünyevi hırslar ile ömrünü harcamamış
Sâdık dostları varmış, dedi; 'gerisi yalan'
Hem okumuş hem yazmış bu yüzden bunamamış

Üçüncü ihtiyarın bayıldım sözlerine
Elli yaşına kadar yaşlılarla konuşmuş
Tecrübeler edinmiş bakınca izlerine
Her attığı adımda hep onlara danışmış

Ellisinden sonrası gençlerle dostluk kurmuş
Bakmış ki ihtiyarlar türlü hastalık söyler
'Yeter bu kadar' deyip; hemen rotayı kırmış
Gönlü hep genç olanlar ihtiyarlığı neyler

İzin isteyip kalktım yaşlıların yanından
Anladım ki en güzel gençlik ihtiyarlıkmış
Nice dersler alınır ömrün her bir anından
Onlar ile dost olmak büyük bahtiyarlıkmış

...
Tarihini, Kızılderililer hakkında söylentileri kitapları iyi incelemiş olmalı ki ,kendisinden emin gülümsüyordu,sonrasında büyük annesini anlattı,onun Türk asıllı olduğunu söyledi,macera peşinde koşan bir adamın eşiydi o,hayatı şarkıları ile kazanmışlardı,normal yaşantıları toprağa yaptıkları yatırımın petrol damarlarını keşfedene kadar devam etti,çok zengin olmuşlardı,kızılderili bir adam ve bir Türk kızı,deri işelemeli uzun püsküllü yeleklerinde kurt simgesi vardı,Amerika'ya göç eden Avrupa'lılardan ve ispanyol denizcilerinden işkencelerin intikamını zengin olarak almışlardı


Ulu önderin Türkiye'den Meksika'ya araştırmacılar göndermesi haklıydı diyordu,bazı Türk'lerin Amerika'ya göçünü diğerlerinin Orta Asya'da kalışını anlattı. Ne anlatırsa anlatsın soyunda gerçek bir Türk vardı,Meksika'lı melez o yüzden rengarenk olmalıydı,onun ruhunda bazen kin bazen acı bazen isyan bazende neşe vardı,


başarıdan çok daha değerli bir şey
ruhunda sürekli tuttuğu asla bırakmadığı bir inanç vardı,oysa bu adam çok çok zengindi,hiç bir şeye ihtiyacı yoktu,niye gitarını sırtlamış denizlerin kuruduğu yolları takip ediyordu?macerayı seviyor olmalıydı,ya da dedesinin hayatını takip ediyordu,yada bedeni toktuda ruhunun açlığını müzik notalarına döküyordu


Antonio bu adamdan çok rahatsızdı,tedirgin ve öfkeliydi,anne Anorosa her dafasında onun yolunu kesiyordu,harika bir üçlü Enrico Anorosa ve ben tekrar uyanan şarkıları söyleyecek onu rüzgarlarına salacaktık,ruhu ile kim yakalarsa onun olacaktı,o güzel şarkılarımız dillerinden düşmeyecekti


Büyük güne az kala sıkı bir çalışma ile TV çekimlerine katıldık,Anorosa zaten eski bir sanatçı idi,neşeli geçen sohbetlerin ardından şarkılarda ,küçük bir bölümü seçerek üçümüz birlikte söyledik,çekim bittiğinde bir hayli terlemiş olmalıydım .

Alın terimi cebinden çıkardığı mendil ile silen Enrico kuvvetli kolları başımı kitleyerek tenha bulduğu merdiven boşluğunda alnımdan öptü,''seni seviyorum gül kokulu kız'' dedi kendimi kurtarmaya çalışırken ''bilemiyorum bu sözler için çok erken dedim'' ,daha çok işimiz var yolumuzu hiç bir şey tıkamasın dedim,kasları gevşedi kaslı kalın kolları açıldı başım serbest kaldığında

''evet daha çok erken Meksikalı''bana daha çok erken benim başarmam gereken işler var ,sana şarkıların için dua edeceğim ,seni Dünya tanıyacak buna inanıyorum, ülke ülke gezeceksin,çok yorulacaksın ama başaracaksın ,dedim,bu maceracı Kızılderili kendi yoluna devam etmeliydi




SON IRMAK KURUDUĞUNDA



O inandığı ırmak kuruduğunda

koca gövdeli ağaç yok olduğunda

denizler kabardığında tuzlar gözlerini yaktığında

dünyanın yok oluşunda depremlerin kıyısında

o baş belası hırsız beyaz adamlar

ayın gölgesinde kaybolacak

işte o kurtlar uluduğunda

atın üzerinde heybetle bakan

yüzü boyalı başında tüyler olan asil adamı anlayacak

parası hiç bir işe yaramayacak

yenmeyen içilmeyen bir şey olduğunu anlayacak

ihtirasları toprakların asil sahiplerini kovarken

intikamını yıllar belkide toprağı ufalayarak alacak

kartallar o yüzden bize hala sadık

onlar bizi anlatıyor diyordu kızılderililerin reisi

yüksek kayaların kıyısında , o keskin bakışlarına

ya o kurtlar ?


almak istedikleri intikamlar vardı hala ulumalarında


bu savaşçı adamlar haklıydı


Kızılderililer


Türk falan değildi sanmıyorumda

ama sadece benzerlikleri at üstünde savaşçı

arkalarına uzandıkları heybe

hedeflerinde öl !dedikleri birileri vardı


o mızraklarının en sivri ucunda

sen savaşçı adam!


sen Meksika'lı kızılderili


sen şarkılarına o yoluna devam et

sakın vazgeçme

yarım kalan bir hikayede

ben mutluyum çikolatalarımla


ROSE






...
Saatlerce kapımda ağladığını duydum
Kapımı açmaya çalıştığını biliyorum
Çok üşendim çıkamadım yataktan
O kadar bencil sorumsuz bir insanım ki
Senin gibi sadık, duygusal
İyi bir kediyi hak etmiyorum.

Her kötü anımda gelip
Burnumu gözümü öptüğünü,
Kaç sene boyunca en zor zamanlarımda
Bir bakışın bir pati dokunuşunla
İyi ettiğini benden başka kim bilir?
Yalvarırım iyi ol, yalvarırım çık bir yerden
O kadar kötüyüm ki, ne olur çık gel
Hep yanında uyuyacağım ne olur kadınım.

Öldüm yeter artık yağmur da durdu
Yalvarırım çık artık bittim perişanım
Sabahtan beri bakmadığım yer
Girmediğim en ufak yerler kalmadı
Her yere baktım her yere, yalvarırım gel
Hava karardı, sabahtı gece oldu
Nasıl görürüm seni ne olurun gel
Seni nasıl sevdiğimi bil, çok pişmanım sevgili.

Sami Arlan..

...
"Bazen son gibi görünen sadece ardında bıraktıkların için bir son sen ve seninle gelecekler için mükemmel bir başlangıçtır." Aykut Özcan

Merhaba Şiir,
Merhaba iç sesim,
Merhaba sevdalılar ...

Ömür her gün demlenmesinde
bir şeyler alıp götürürken ruhumuzdan
bazı sözler veririz yüreğimize

Bir ömür sorgusuz ve sualsiz sevmeler biriktirerek
gözlerinin derinliklerine dal
Yürek bağından türküler söyle

ve "Sev onu" ...

//

I- Uyanış

Sen gönül güzelliğinin timsali
yüreğime dokunuşunu tarif edemez gözlerim...

O huzur;

Göz kırpması kadar hızlı
Ömrümün son demine kadar güven dolu
içsel bir kavuşma gibiydi

"Sanki bir büyü" ...

Yarin tarifsizliğinden sıyrılıp
bu o işte diye haykırmakla başladı her şey.

Bu o... duydunuz mu?
Bu o...

//

II- Mimar Sinan'ın gönlünde Mihrimah olmak

Bir Süleymaniye akşamına süzülürken bulutlar
Bir yanda secde çağrısı, bir yanda huzur...

Yar hasreti düğümlenirken yüreğimde
Ömrümden artırdığım üç beş dakikada
kelamsız ne kadar sus varsa biriken
göz göze, gönül gönüle konuştuk ve sustuk...

ve biz bir Süleymaniye akşamından diğerine
yürekten sevdalıyız birbirimize...

//

III- Alın yazısına sevdalanmak

"Yar kirpiğinde aşkın buğusu; huzur onda, huzur onda..."

Aslı belirsiz bir adam
Gözlerini koşar gibi kaçıran sevda
Henüz elini bile tutmamış,
öyle ki öl dese ölür şair...

Gözlerini göğün mavisine dikmiş
Yüreğine ekilen aşk tohumlarını düşünüyor

Gerçek mi ?
...
Senelerdir diyar diyar gezerim,

Bir kılavuz bulamadım ne fayda!

Hayat mektebinde okur-yazarım,

Bir yarayı saramadım ne fayda!



Deli gönül çoştu bir kez durulmaz

Her gidene yol nereye sorulmaz?

Demir bile çalışınca yorulmaz,

Dost bulupta soramadım ne fayda!



Tilkileri besledim hep boşuna

Yapılanlar gitmiyormuş hoşuna

Bakmıyorlar gözündeki yaşına,

Hedefimi vuramadım ne fayda!



Mecnun gibi çöle düştüm yürüdüm

Yorulunca ayakları sürüdüm

Yaprak oldum gölgelerde çürüdüm,

Saatimi kuramadım ne fayda!



Başım eğsem senin için naz olur

Ateş yansa içerimde köz olur

Hatır sorsam aramızda söz olur?

Düşü hayra yoramadım ne fayda!



DOĞANAY’ım asa elde dolaştım

Menzilime ahir zaman ulaştım

Doğru diye ne işlere bulaştım?

DUR! Dediler,duramadım ne fayda!



Kemal DOĞANAY
...
O..
Başı hep dumanlı....
Kaf dağının eteklerinde,

Mis kokulu,
Çam ağaçları arasında....
Güzelmi güzel,küçük bir göl vardı
Küçücüktü ama,çokta şirindi...
Birde deresi vardı.
Ona yanıp tutuşan,kara sevdalısı..!
Aşkı uğruna hic üşenmez,bulutların arasından,
Binbir zahmetle, kar suyunu alır,
Coşkuyla...
Sanki koşarak inerdi,
Dağın yamaclarından....
Sonra durulur, sakinleşir,
Ninni sessizliğinde..usulca,
Sevgisini ispat etmek istercesine..!
Can suyunu verirdi,o sirin göle...!

İşte,tamda o iki aşığın buluştuğu yerde,
Kendim için ellerimle yaptığım,bir küçük kulübe
Kulubemin hemen önündeyse,
Sere serpe çitlere asılmış balık ağlarım,
Köşede duran çeşit çeşit oltalarım.
Birde..
O derme çatma iskeleye bağlı,
Benim herşeyim,elim ayağım,
Her işime koşan,sevimli küçük sandalım....

Ve benim sadık dostum,
Kader arkadaşım...
.........insandan vefalı karabaşım...!

Hem.
Mis kokulu havasını ciğerlerimize çeker,
Gönül rahatlığıyla, kanasıya suyundan içer,
Hemde...
Akşamları tuttuğumuz alabalıkları,
Hemen oracıkta..
Bir güzel kızartırdık ızgarada....!
Varsa biraz kavun,birazda salata,
Allah biliyor ya....
Belki çok şeyi unuturumda,
Ben hiç unutmazdım onları.
Mutlaka bulundururdum,rakı yada şarabı..! .


Al işte yine kayboldular..
Hani nerede o binbir renkli çiçekler,
Yoksa boşamı gitti,verdiğim onca emekler..
Yine neden simsiyah,benim tualim...!
Hani nerede benim çeşit çeşit renklerim..?

Desene yine....
Kuş olup uçup gitti....gitti benim bütün hayallerim..!




Mahmut M. Özdemir
...

Gök mavi rengini gözlerden almış
Sacındaki aklar yüzünü sarmış
Ellerin tenimi delice yakmış
Kimseye demedim bir adam sevdim

Sözleri vardıki kalbimi yaktı
Dudağında sıcak gülüşü vardı
Kimseler bilmezdi alın yazımdı
Kimseye demedim bir adam sevdim

Dilim lal olsada konuşamadım
Tükenmişliğimi yalnız yaşadım
Senden sonra ben hiç adın anmadım
Kimseye demedim bir adam sevdim

Emine Şişman Yalçın
...
Ne çok sevdiğimi sen de bilirsin
Gizliden yaramı açma ne olur
Bak adın kalbimde neden silersin
Uzat ellerini kaçma ne olur...(20:15)


Hep canımı yaktın bir gün bakmadın
Umudum sönerken bir mum yakmadın
Karanlıkta kaldım ışık çakmadın
Kalbim ellerinde saçma ne olur...


Gidersen ölürüm bil ki yaşamam
Cenneti verseler sensiz aşamam
Nefesim kesilir inan koşamam
Uzak diyarlara uçma ne olur...


Hasretle yanarım gelip sormazsın
Mecnun gibi dağı delip sormazsın
Sensizken ölmüşüm bilip sormazsın
Bensiz kevser suyu içme ne olur...


Vuslat hayaliyle inan avundum
Sensiz gecelerde yalnız dövündüm
Uyku tutmuyor ki hepten bölündüm
Bana hazanları biçme ne olur...


Gönlüme söz geçmez seni arıyor
Kurduğum hayaller sana varıyor
Gel gör yüreğimi bil ki kanıyor
Ayrılık yolunu seçme ne olur...(21:30)


Polat Tek
21.10.2014
KARALAMA ŞİİRLER...
...
ŞairTürk dostları A Sanat’da buluşuyor.

Sitemizin değerli şairlerinden sayın Mehmet NALBANT’ın, CEMRESİZ BAHAR isimli yeni şiir kitabını imzalayacağı toplantımızda, radyo programcılarımız için de bir seminer verilecektir.

Bu özel günde şiir seven dostlarımızı aramızda görmekten onur duyarız.



TARİH: 26 EKİM 2014 PAZAR

ADRES: A SANAT AKADEMİ
TALATPAŞA BULVARI NO: 79 HAMAMÖNÜ ALTINDAĞ/ANKARA

PROGRAM
09:00-12:00 RADYO PROGRAMCILIĞI SEMİNERİ
12:00-14:00 ARA
14:00-16:30 MEHMET NALBANT KİTAP İMZASI

...
Yıktın gittin sevin sırça sarayım,
Kadere rızam var sana isyanım…
Günüm gecem uzak olsun hem ayım,
Kadere rızam var sana isyanım…

İçimde yanıyor şimdi bir volkan,
Patlasam yanacak can dediğim can,
Varmış ömür kadar dakika zaman,
Kadere rızam var sana isyanım…

Seslensem duyan yok vicdanı sağır,
Doğruya uyan yok davet et çağır…
Kader adil ancak işliyor ağır,
Kadere rızam var sana isyanım…

Erciyes’in karı zirveden bakar,
Soğuk da sıcak da elimi yakar…
Irmaklar içimden içime akar,
Kadere rızam var sana isyanım…
...

 

 
     
Şiir : Aşk fırtınası..
Şair : ihlamurlaralt...
Okunma : 8
Şiir Yıldızı : 1 1 kez
Tarih/Saat : 26.10.2014 / 8:25
Gönderen : ihlamurlaralt...
Kategorisi : Aşk
İndirilme/Yorum : 0
Şiir Yıldızı
Haftanın Seslendirmeleri
1.
2.
3.
4.
5.
Seslendirenler YILDIZLI SESLER
Yok Olmak.!
RomanticA
( 1 / 1 )
Son Eklenen Sesli Şiirler
Yarım Kaldı Her şey.!
Vj Bülent | Gürkan Beşer | Düet Şiir
HANGİ SUÇUN CEZASI..?
MEHMET NALBANT İMZA VE RADYO SEMİNERİ
SENİ SANA TERKEDİYORUM
HASRETİN BİR BAŞKA BUGÜN
KAÇ YEMİN KAÇ TÖVBEMİ BOZDUM SENİN UĞRUNA
DÖNMEDİN SEVDİĞİM GİTTİĞİN YERDEN
Bu vatan hepimizin değil mi?...
TURNAM NAZLI YÂR!DEN HABER GETİRİN..3..
Biliyorum Sevdiğim Saat Geç Oldu
Öperek Uyandırılmış Yalnızlığım
HASRETİM HASRET..2..
Zaman, Aykırı Düşüncelere Gebe Kalmıştı.
RABBİMDEN ŞİFALAR KARDEŞİM SANA
Site kurallarını okumak için tıklayınız Her Hakkı Saklıdır© 2010 web:iletisim@serkanweb.com

Üye Olarak Giriş Yapmalısınız..